
Yeni yaşıma az kaldı. Belki de yeni umutlara, yeni dileklere... Her yaş yeni bir umutla gelmez mi zaten? Bazen de aynı dilekler tekrarlanır o mumları üflerken... Hiç düşündünüz mü uzaklarda bıraktığınız hayatınızı, çocukluğunuzu? Peki ya çocukluk hayallerinizi? Her yaş günü çocukluk dileklerimin gerçekleşmemesinin üzüntüsüyle geliyor aslında.
Çocukken doktor olmak isterdim, sonra 6 yıl tek hedefim kimya mühendisi olmak oldu. Hiçbirisi olmadı. Zaten artık hiçbirisini de istemiyorum. Hepsi çok uzaklarda kaldı.
Köye gidip ağaçlara tırmanıp ağaçlardan meyve yemeyi çok severdim. Köpeğimizle oynar, öğlenleri urganlardan yaptığımız hamaklarda uyurduk. O zamanlar küçüktük, şimdi bile gözümüze büyük gelen bahçe, bize bitmez tükenmez gelirdi. Dedem her renk gül yetiştirirdi bir de. Köyün içinde dolaşmaya çıkarken takardık kulağımızın arkasına bir tane. Süslendiğimizi sanırdık. Hele o bahçede yetişen çilekler yok mu? Bayılırdık her gün kase kase toplayıp yemeye... Dedem öldü. Köyün eski tadı kalmadı. Her şey uzaklarda kaldı...
Apartmanımızın bir bahçesi vardı, apartman girişinin ikiye ayırdığı... Bir tarafı yemyeşil diğer tarafı kuraktı. Kurak olan tarafta misket oynardık. Yeşil olan tarafta piknik yapar, ip atlardık. Hatta kendi aramızda şarkı söyleme yarışmaları bile yapardık. Belediye bahçemizi yıktı, yolu genişletti, o da uzaklarda kaldı...
Mutlu olmak istedik, düştük, kalktık, hatalar yaptık... Umutlarımız, sevinçlerimiz, çocukluğumuz, oyuncaklarımız, ağaçlarımız hepsi uzaklarda kaldı. Hepsi çok uzaklarda kaldı...
Yeni yaşlarımızda tek hayalimiz, tek dileğimiz iyi bir iş, bol para, ev ve araba kaldı sadece... Masumiyetimiz mi? Uzaklarda, çok uzaklarda!