4.1.11

Lodosum tuttu, poyrazım soğuk... (KAOS)

Yoruluyorum bu aralar... O kadar çok yoruluyorum ki.  Bir de tabii her halükarda sinirimi bozmayı başarabilen insanlar mevcut.

İnsanların duyarsızlığı, saygısızlığı, bencilliği beni ciddi anlamda rahatsız ediyor. Şehir gürültüsü, hava kirliliği ve koşuşturmaca... Zor bir hayat.

Sıkılıyorum bazen köşeme çekiliyorum. Kimse rahatsız etmesin istiyorum beni. Sevdiklerim aramayı unutmasın yine de. Merak ediyorum çoğu zaman insanların benim hakkımda neler düşündüklerini. Ama salt ruh haliyle... Çekememezliklerini, hayat görüşlerini göz önüne almadan! Gerçekten iyi biri miyim? Yoksa gerçekten kötü biri miyim? En büyük merakım bu.

Çoğu zaman insanların tahammül sınırlarımı zorladığı zamanlarda bunu düşünüyorum. O koşuşturmanın arasında, rahatsız olduğum şeylerden kendimi uzaklaştırırken acaba ben başkalarını rahatsız ediyor muyum?

Son zamanlarda düşündüm de... Bir insanın seveni ne kadar fazlaysa, nefret edeni de o kadar fazla oluyor. İnsan her halükarda da sevmeyi nasıl öğrenir acaba? Beni sevmeyenleri nasıl sevebilirim mesela?! Hayata sadece sevgiyle nasıl bakabilirim sinirlenmeden?

Gerçekten merak ediyorum...

Bir merakım var,
Kapını çalsam cevaplar mısın;
Sorularımı?

Özlemlerime ulaştırır mısın beni?
Ya sen?
Özlemlerine ulaşabildin mi?

27.8.10

Yıldönümü karalaması...


Dün bizim tanıştığımız gündü… Uzun zamandır beraberiz. O kadar çok şey yaşadık ki… İyi, kötü… Mutsuz olduğumuz da oldu ama mutluyduk yine de… Kavga ettik, barıştık, sarıldık, hiç birbirimize olan güvenimiz, saygımız bitmedi… Sorunları paylaştık, kimisini de paylaşmadık birbirimizi üzmemek için… Yine de kesinlikle tüm mutluluklarımızı beraber yaşadık. Gezdik, eğlendik, deniz kenarında çay içip kafamızı dinledik. Ortak arkadaşlarımız, hesap sorduklarımız oldu. Kıskançlıklarımız, sevinçlerimiz hepsi vardı… Ama hepsinden önce biz vardık. BİZ beraber yaşadık hepsini! Uzun zamandır BİZİZ işte! BİZ oluşumuzun daha nice yıllarına… :)

2.7.10

İyi ki doğdum :)

Bugün benim doğum günüm... Bir doğum günü çocuğu olarak şırmarmak benim de hakkım ve diyorum ki; iyi ki doğdum :)

Bugün 3 Temmuz... Aslında bugün dünden çok farklı değil. Bir günde hayat toz pembe olmuyor. Bir yaş daha ileriye gidince bir anda da değişmiyor insan. Büyümüyor bir anda; ne fiziksel ne de duygusal anlamda... Bugünün tek önemli noktası benim bu dünyaya geldiğim gün olması. Dedim ya bugün şımarma hakkı görüyorum kendimde diye... İşte hayatında olduklarım bilirler... Ya ben olmasaydım ne yapardınız? Ne kadar boş geçerdi değil mi hayatınız :) Boşverin yeni yaşı falan! Bugün ben dünyaya geldim işte onu farkedin...

Arkasındaki tarihe baktığımda 37 günlükken çekildiğini anladığım bir fotoğrafı da ekliyorum. Aslında o günden bu güne değişen tek şey zaman. Her gün bir önceki günün yarını. Büyüme, olgunlaşma süreci her yaş günü değil, her "YARIN" aslında... Doğduğum günün yıldönümü kutlu, mutlu olsun... Bundan sonraki tüm yarınlarımız umut dolu, sevgi dolu olsun...

Yine şımaracağım galiba :) İyi ki doğmuşum be!

Son olarak... Bu doğum günü parçam da Ersan Erdura'dan gelsin :) Bulamadığım... http://fizy.com/#s/1agpos

30.6.10

Uzaklarda... Çok uzaklarda!

Yeni yaşıma az kaldı. Belki de yeni umutlara, yeni dileklere... Her yaş yeni bir umutla gelmez mi zaten? Bazen de aynı dilekler tekrarlanır o mumları üflerken... Hiç düşündünüz mü uzaklarda bıraktığınız hayatınızı, çocukluğunuzu? Peki ya çocukluk hayallerinizi? Her yaş günü çocukluk dileklerimin gerçekleşmemesinin üzüntüsüyle geliyor aslında.

Çocukken doktor olmak isterdim, sonra 6 yıl tek hedefim kimya mühendisi olmak oldu. Hiçbirisi olmadı. Zaten artık hiçbirisini de istemiyorum. Hepsi çok uzaklarda kaldı.

Köye gidip ağaçlara tırmanıp ağaçlardan meyve yemeyi çok severdim. Köpeğimizle oynar, öğlenleri urganlardan yaptığımız hamaklarda uyurduk. O zamanlar küçüktük, şimdi bile gözümüze büyük gelen bahçe, bize bitmez tükenmez gelirdi. Dedem her renk gül yetiştirirdi bir de. Köyün içinde dolaşmaya çıkarken takardık kulağımızın arkasına bir tane. Süslendiğimizi sanırdık. Hele o bahçede yetişen çilekler yok mu? Bayılırdık her gün kase kase toplayıp yemeye... Dedem öldü. Köyün eski tadı kalmadı. Her şey uzaklarda kaldı...

Apartmanımızın bir bahçesi vardı, apartman girişinin ikiye ayırdığı... Bir tarafı yemyeşil diğer tarafı kuraktı. Kurak olan tarafta misket oynardık. Yeşil olan tarafta piknik yapar, ip atlardık. Hatta kendi aramızda şarkı söyleme yarışmaları bile yapardık. Belediye bahçemizi yıktı, yolu genişletti, o da uzaklarda kaldı...

Mutlu olmak istedik, düştük, kalktık, hatalar yaptık... Umutlarımız, sevinçlerimiz, çocukluğumuz, oyuncaklarımız, ağaçlarımız hepsi uzaklarda kaldı. Hepsi çok uzaklarda kaldı...

Yeni yaşlarımızda tek hayalimiz, tek dileğimiz iyi bir iş, bol para, ev ve araba kaldı sadece... Masumiyetimiz mi? Uzaklarda, çok uzaklarda!

14.5.10

İyilik arayışı...

Sıkılıyorum bazen, çok sıkılıyorum... Eskiden her zaman bu dünyaya gelişimde bir amacın olduğunu düşünürdüm. İnsanlara yardım etmek, onları bir takım konularda bilinçlendirmek gibi. Aslında hayatıma baktığımda şu an beni sıkan en büyük şeyin bu olduğunu görüyorum. Evet, zamanında iyi şeyler yaptım ama devamını getiremedim. Oysa getirmeliydim, getirecek gücüm vardı. Belki de pes ettim. Ya da pes ettirildim.

Şimdi düşünüyorum da, son zamanlarda çok pişmanlık duyuyorum. Ama geçmişimden değil. Şuan geçmişimdeki kadar başarılı olamadığım için. Güzel şeyler yaptım, güzel yazılar yazdım. İyi bilgilere ulaşıp insanlarla paylaştım. Boşuna uğraşıyorsun, Türkiye'de bu tip yazılar okunmaz dediklerinde, bir kişi bile okuyup hayatındaki küçücük bir şeyi değiştirse ben amacıma ulaşmışımdır dedim.

Şimdi evdeyim, yalnızım... Ne fikir alışverişi yapabiliyorum ne de fikirlerimi insanlara sunabiliyorum. Yazı yazma, basıp dağıtma gücüm elimden alındığından beri kendimi kolsuz kalmış gibi hissediyorum. Sanki bir anda beynimi boşaltıp içini gereksiz bilgilerle doldurmuşlar gibi...

Artık eskiden yaptığım güzel şeylerden bahsetmek beni rahatsız ediyor. Hala bir çok kişinin farkında olmadığı şeyleri çok uzun bir süredir biliyor olmak, bu bilgileri geliştirememek beni rahatsız ediyor.

Çıkıp meydanlarda bağırarak anlatsam da görünmez oldum sanki. Kimse beni duymuyor, görmüyor. Eskisi kadar iyi işler yapmak için çabalamalı mıyım yoksa şimdiki gibi sıradan kimsenin fark etmediği boş hayatıma devam mı etmeliyim bilmiyorum...

13.5.10

Etejerim...

Günlük hayatı çok ilgilendirmeyen, günlük hayattan isyanlar yazı dizisi olacak bir bloga hoş geldiniz...